Sağlıklı yaşlanma  e-Posta

SAĞLIKLI YAŞLANMA (ANTIAGING)
1900-1990 arasında Amerikan nüfusu 3 kat artmıştır. Ancak 65 yaş üzeri nüfus 10 kat artmıştır. 1990’da 31 milyondan fazla Amerikalı 65 yaşın üzerindeydi. Bu sayının 2020 yılında 53 milyon ve 2040 yılında 75 milyondan fazla olması düşünülmektedir. 65 yaş üzeri tüm nüfusun 1996’da % 12,5 unu oluştururken 2040 % 20 sini oluşturması beklenmektedir. 85 yaş üzerinde kişi başına düşen sağlık harcamaları en yüksek düzeye ulaşmaktadır. İleri yaşlardakilerin oranı arttıkça daha az finanssal ve sosyal destek sağlanabilmektedir.  Kadınlarda erkeklere göre 6 yıl daha fazla hayat süresi beklenmektedir. 65 yaş üzerinde ölüm nedenleri % 36,3 kalp hastalığı, % 22,5 kanser, % 8,2 beyin-damar (serebrovasküler) hastalıklarıdır. Bununla beraber kronik (müzmin, uzun süre devam eden) hastalıklar da yaygındır.  1960’dan sonra artan hayat süresi kalp ve beyin-damar hastalıklarına (cerebrovasküler ) bağlı ölüm oranlarının azalmasına bağlanmaktadır. Bununla beraber kansere bağlı ölüm oranında artış görülmüştür. 55 yaşın üzerinde erkeklerde prostat , kadınlarda ise meme kanseri en yaygın görülen kanserlerdendir. Akciğer kanseri ise ikinci en yaygın görülen kanserdir. Bunları barsak kanseri takip etmektedir.
Yaşlanmanın Biyolojisi
Yaşlanma nedir;
Çocukluk, gençlik ve erişkinlik döneminden ileri yaşlara doğru görülen kendiliğinden olan değişikliklerin bütünüdür.
Normal yaşlanma ile başarılı yaşlanmanın ayrılması gerekmektedir. Normal yaşlanma yaygın kompleks hastalıkları içerebilir. Bununla beraber bazı kişilerde hastalıklar ortaya çıkarken diğerlerinde belirgin bir hastalık görülmez ve yaşlılıktan öldü şeklinde bir ifade kullanılır. Bu gruptakiler ölünceye kadar sağlıklı yaşamlarını devam ettirirler. Sağlıklı yaşlanma yaşlılığın etkilerini en aza indirir. Örnek olarak diş kaybının en aza indirilmesi, kan şekeri ve yağlanmayı önleyerek damar hastalıklarından korunmak verilebilir. Yaşlanmayla birlikte başkalarına muhtaç durumda olma mutlaka gerekmemektedir. Sağlıklı yaşlanma ile birlikte bakıma muhtaç olma oranı gelişmiş ülkelerde azalma göstermiştir.
Yaşlanmada pek çok fizyolojik fonksiyon azalmakta, fakat normal bir azalma genel olarak hastalık olarak düşünülmemektedir. Fonksiyonların normal oranda azalması ve hastalık arasındaki ilişki sıklıkla görülmekte fakat her zaman açık bir şekilde tespit edilememektedir. Kan şekerinin kontrolünün zorlaşması yaşlanmayla birlikte görülmekte fakat diabet olarak değerlendirilmemektedir. Yaşlanma ile birlikte şeker hastalığının sıklığı ve yaygınlığı artmakta ve 75 yaşın üzerinde % 10 un üzerine çıkmaktadır. İlerleyen yaşla birlikte bilinç azalmakta ve normal yaşlanma ile ilgili olarak düşünülmektedir ve bilinçte azalma demans (bunama) olarak ortaya çıkmaktadır. Alzheimer hastalığı ise normal yaşlanmadan ayrılan patolojik bir olaydır.
Uzun ömürlülük 
Amerikalılarda ortalama hayat süresi endüstri devriminden itibaren artmaktadır. Maksimum hayat süresi genel olarak erkeklerde biraz kısa da olsa 125 yıl kadardır. Bazı faktörler uzun ömrü etkilemektedir. Bunlardan biri kalıtımdır. Kolesterol yüksekliği muhtemelen hayat süresini kısaltmaktadır yada bazı genler kalp ve kanser hastalığına karşı koruma sağlayarak hayatı uzatmaktadır.
Hastalıkların bir kısmının tedavi edilebilir olması da hayat süresini etkilemektedir.
Diğer bir faktör yaşam şeklidir.
Sigaradan kaçınmak, normal kiloda kalmak, diyet, egzersiz hastalıklardan korunmaya yardımcı olur. Çevresel toksinlere (zehirlere) maruz kalmak sağlıklı genetik yapıda olanların bile hayat süresinde kısalmaya neden olabilir.
Yaşlanma teorileri
Yaşlanma farklı türlerde farklı olmaktadır, hatta aynı türde bile farklılıklar göstermektedir. Yaşlanma genetik olarak kontrol edilmekte hatta bir dereceye kadar genetik kontrol altındadır. Türlerin kendi içerisinde veya türlerin arasında yaşam tarzı ve çevresel faktörler yaşlanma olayını etkileyebilmektedir.      
Şeker ve serbest radikaller gibi entropi oluşturucu ajanlar hücrelerin (makromoleküler) yapısını yavaş yavaş bozarlar (Loose cannon teorisi). Oksidatif hasarın yaşlanma ile birlikte arttığı bunun önemli ölçüde kanıtdır. Diyet kısıtlaması ile hayat süresinin artması ve kan şekerini  azaltması nedeniyle yaşlanmada glikasyonun rolü üzerinde ilgi devam etmektedir. 
Bir diğer teori küçük memelilerin yüksek metabolizma hızına sahip olmaları ve böylelikle büyük memelilerden daha erken ölme eğiliminde oldukları şeklindedir (Rate of living theory). Metabolizma hızı üzerinde yapılan çalışmalar, vücut kitlesi ve uzun ömürlülük arasında geniş bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Başka bir teori, bazı özel fizyolojik sistemlerin (nöroendokrin ve immün sistem gibi ) özellikle yaşlanmaya daha hassas oldukları şeklindedir ( Weak link theory). Sinir-hormon (Nöroendokrin) sistemdeki yetersizlik vücut iç dengesini önemli derecede etkilemektedir. Bunlar hücre çoğalma fonksiyonları ve metabolik düzenlemenin yetersizliği şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bağışıklık sistemindeki yetersizlik enfeksiyonlara hassasiyeti artırmakta tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasını azaltmaktadır.
Bununla birlikte yaşla ilgili hastalıklar ve ölüm ile ilişkisi hakkında fazla bir kanıt bulunamamıştır. Daha da ileri olarak bu teori yaşlanma ile ilgili bazı açıklamalar yapmaktaysa da bu zayıflığın arkasındaki esas mekanizma hakkında fazla bilgi yoktur.
Diğer bir teori genetik hatanın yaşlanmayı başlattığı şeklindedir (Error catastrophe theory). Yaşlılıkla ilgili değişiklikleri açıklamada bu teori yetersiz kalmaktadır.
Yaşlanma ile ilgili ancak fazla itibar edilmeyen diğer bir teori de (Master clock theory) yaşlanmanın direkt olarak genetik kontrol altında olduğu ileri sürülmektedir.
Yaşlanmayla birlikte vücudumuzda pek çok organ ve sistemde değişiklik olmaktadır. Vücudumuzun en büyük organı olan deride de pek çok değişiklikler görülmektedir.
Yaşlanma deri ve eklerinde birçok değişikliklere neden olmaktadır. Bu değişiklikler;
* gerçek (intrinsik) yaşlanma yada
* ışık hasarına bağlı (fotoaging) olarak sınıflandırılabilir.


Gerçek yaşlanma belli belirsiz fakat önemli oranda deride fonksiyon değişikliklerine neden olmaktadır. Fotoaging (ışık hasarına bağlı yaşlanma) ise ültraviyoleye (kızıl ötesi ışığa) maruz kalma sonucu gerçek yaşlanmanın üzerine eklenmesi ile ortaya çıkmaktadır.


Deride yaşlanma ile ortaya çıkan değişiklikler (gerçek yaşlanma)
Yaşlanan derideki karakteristik değişiklikler kuruluk, kabalaşma, kırışıklıklar, gevşeklik, tümör gelişim olasılığında artma şeklindedir. Bu değişiklikler aşağıdaki fizyolojik olayların bir sonucudur.
* Cildin beslenmesinde azalma.
* Derinin mekanik engel oluşturma ve bağışıklık işlevlerinin zayıflaması.
* Yaşlı deri sıklıkla özellikle bacaklarda kuruma ve incelme.
* Hücrelerin yenilenme oranında (30-80 yaşları arasında) yarı yarıya azalma.
* Saç ve tırnakların büyüme hızında azalma, aynı zamanda yaraların iyileşme hızında yavaşlama.
* Aktif melanosit (derinin renk hücresi) sayısında her 10 yılda bir % 10-20 azalma,
* Yaşlanma ile birlikte vitamin D yapımında azalma (Süt ürünlerinin yetersiz tüketimi de bu durumun ortaya çıkmasında rol oynar).
* Derinin üst kısım kalınlığında % 20 azalma,
* Deri kan akımı seviyelerinde % 60 azalma (Derinin damar yatağındaki bu çarpıcı gerileme solukluk, sıcaklıkta azalma, sıcaklık kontrolünde bozulma şeklinde ortaya çıkmaktadır).
* Deride bağ dokusu değişiklikleri (Kollajen yapım ve yıkımındaki bozulmalar olmakta ve sonuçta yara iyileşmeleri de bozulmaktadır).
Deri altı yağ dokusunun 2 büyük işlevi vardır.
1. İlk olarak şok emici (absorbe edici) etkisi ile vücudu travmalardan korumak.
2. İkincisi ise vücut sıcaklığının düzenlenmesidir.
Yaşlanma ile birlikte her ne kadar yağ doku artışı 70 yaşına kadar devam etse de deri altı yağ dokusu azalmaktadır. Yağ dağılımı da değişmektedir. Yüz ve ellerde deri altı yağ dokusu azalmakta fakat uyluk ve karında ise artmaktadır.
Derideki ağrı eşiği % 20 artış göstermektedir yani ağrıya dayanıklılık artmaktadır. Duyu algılaması da azalmaktadır.
Ter ve yağ % 15 oranında azalmaktadır. Daha da ileri olarak bezlerin salgılarının azalması sonucu terleme de azalmaktadır. Bu değişiklikler yaşlılarda sıcak çarpması eğilimini de artırmaktadır.
Renk hücresi (Melanosit) kaybına bağlı olarak saçlar insanların yarısında ellili yaşlarda grileşmektedir. Erkek tipi saç dökülmesi 20’li yaşların sonlarına doğru başlamakta 60’lı yaşlarda ise erkeklerin % 80’ inde belirgin saç dökülmesi görülmektedir. Kadınlarda saç dökülmesi menapozdan sonra görülmektedir. Bununla beraber şaç dökülmesi demir eksikliği, troid hormon eksikliği, bazı ilaçların kullanımı sonrası, kronik böbrek yetmezliği, protein eksikliği gibi hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir.       
Aşırı ve istenmeyen tüyler ise menapozdan sonra kadınlarda görülmektedir, muhtemelen hormonlara hassas kıl folliküllerinin bozulmuş estrojen-androjen (kadın ve erkek hormonları) dengesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde de sakal bölgesinde dağılmış tüy artışı olmaktadır. Erkeklerde kaşlarda, burun ve kulakta kıl boyutları artmaktadır.
Tırnaklarda yaşlanma ile birlikte kalınlık, renk, ve büyüme hızı değişmektedir. Tırnaklar kuru ve kırılgan olmakta konveks görünüm düz veya konkav hale gelmektedir, sıklıkla tırnak uzunluğu boyunca kenar oluşumu görülmektedir. Tırnak rengi sarıdan griye doğru değişmektedir.

Cildin bağışıklık sisteminde yaşlanma ile birlikte işlevlerinde azalma görülmektedir. Bunun sonucu deride enfeksiyon ve tümör oluşum riski artmaktadır.
Güneş ışığı etkisiyle yaşlanma (Fotoaging)
Yaşlılarda derideki değişikliklerin çoğu güneş ışığına bağlı oluşmakta ve genellikle de açıkta kalan bölgelerde olmaktadır. Güneşe maruz kalmayanlar daha genç görünmektedirler. Deri kanseri gibi bazı ileri yaş deri hastalıkları da çoğunlukla ışık etkisine maruz kalan deride ortaya çıkmaktadır.
Işık etkisine maruz kalan derinin karakteristik özellikleri;
* İnce ve kaba kırışıklıklar,
* düzensiz lekeler,
* kabalaşma, soluklaşma ve küçük kılcal damarların belirginleşmesi şeklindedir.
Aktinik purpura (Bateman, solar, senil purpura) genellikle ön kol dış yüzde tutmakla ele gelmeyen morluk olarak görülür ve alyuvarların güneş hasarına uğramış bağ dokusundaki i zayıflamış hassas damarlardan damar dışına çıkması sonucu olduğu düşünülür.
Sigara kullanımı ışın hasarına uğrayan deride kaba kırışıklıkları belirginleştirir.
Önlemler
Fotoaging (ışın hasarı) üst üste eklenen tarzda hasar oluşturduğu için erken çocukluk döneminde başlanılan koruyucu önlemler daha etkili olacaktır. Güneşe maruz kalınmaması ve güneş koruyucu kremlerin kullanımı ile belirgin düzelme sağlanabilmektedir.
15 den büyük güneş koruyucu faktörlerin kullanılması faydalı olmaktadır. UV ile D vitamin yapımı gerçekleştiği için vitamin D içeren süt içilmesi veya vitamin D takviyesi yapılması uygun olmaktadır.
Tedavi
Topikal tretionin (retinoik asit) fotoaging (güneş hasarlı deride) de faydalıdır. Genel görünümde düzelme, ince ve kaba kırışıklıklarda, lekelerde düzelme 4-6 ay içerisinde görülmektedir. Yeni kılcal damar oluşumu , kollajen sentezi, renk hücre dağılımında düzelme ve kanser öncüsü olan bazı deri bozukluklarında düzelme olmaktadır.
İlk tedavi % 0.05’ lik tretionin kremin yatarken günlük kullanımı şeklindedir. Hafif kızarıklık ve soyulma görülecektir. Gerekirse gün aşırı olarak başlanabilir. 8-12 ay sonunda haftada 1-3 kez uygulama yeterli olmaktadır.
Kollajen enjeksiyonu, kimyasal soyma (peeling), yüz germe ve lazer ile ışın hasarlı (fotoaged) deri tedavisinde etkili olabilmektedir.

 

 

 

 

 
cialis sales | buy cialis online | generic viagra no prescription | cheap viagra online | buy real viagra | cialis generic india | buy cialis no prescription | viagra price | order viagra | cheap cialis